6 Mart 2026 Cuma
Haber

ABD ve İsrail’in İran Operasyonu: Hedefte Tahran’daki Güç Dengesi Var

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı ortak askeri harekat, bölgedeki dengeleri kökten sarsıyor. Operasyonun niteliği, müttefiklerin amacının artık yalnızca nükleer caydırıcılık değil, Tahran’da yapısal bir rejim değişikliği olduğunu ortaya koyuyor.

Paylaş:
ABD ve İsrail’in İran Operasyonu: Hedefte Tahran’daki Güç Dengesi Var

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı ortak askeri harekat, bölgedeki dengeleri kökten sarsıyor. Operasyonun niteliği, müttefiklerin amacının artık yalnızca nükleer caydırıcılık değil, Tahran’da yapısal bir rejim değişikliği olduğunu ortaya koyuyor.

BUGÜNKÜ HABERLER / DIŞ HABERLER

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in, 28 Şubat tarihinde İran’a yönelik başlattığı kapsamlı askeri operasyonlar üçüncü gününe girdi. Washington ve Tel Aviv hattından gelen sinyaller ve sahadaki gelişmeler, bu hamlenin geçmişteki "nokta atışı" saldırıların çok ötesinde stratejik bir hedef taşıdığını gösteriyor. Bölgesel kaynaklar ve güvenlik uzmanları, ittifakın nihai amacının İran’ın nükleer kapasitesini geriletmekten ziyade, Tahran yönetimini işlevsiz hale getirerek bir rejim dönüşümünü tetiklemek olduğu konusunda birleşiyor.

Caydırıcılık Doktrini Terk Edildi

Bugüne kadar Batı bloğunun İran’a yönelik stratejisi, Tahran’ın nükleer programını yavaşlatmak ve vekil güçlerini (proxy) sınırlandırmak üzerine kurulu "yönetilebilir gerilim" ve caydırıcılık doktrinine dayanıyordu. Ancak 28 Şubat sabahı başlayan hava ve füze saldırılarının çapı, bu doktrinin resmen rafa kaldırıldığını gösteriyor.

Askeri analistler, vurulan hedeflerin niteliğine dikkat çekiyor. Sadece nükleer tesisler veya askeri üsler değil, rejimin ekonomik can damarları, komuta-kontrol merkezleri ve istihbarat ağlarının da hedef alındığı belirtiliyor. Bu durum, operasyonun cezalandırıcı bir misillemeden çok, İran devlet aygıtını felç etmeye yönelik sistematik bir kampanya olduğunun kanıtı olarak sunuluyor.

Operasyonun Üç Ana Ayağı

Halen devam eden operasyonların üç ana stratejik sütun üzerine inşa edildiği görülüyor:

  1. Rejimin Savunma Kalkanının Çökertilmesi: İlk 48 saatte İran’ın hava savunma sistemleri ve radar ağları yoğun bombardıman altında kaldı. Bu hamleyle, İran hava sahasının tamamen savunmasız bırakılması ve rejimin iç güvenliği sağlama kapasitesinin zayıflatılması hedeflendi.
  2. Ekonomik ve Lojistik Abluka: Enerji altyapısı ve limanlara yönelik kısıtlı ama etkili vuruşlar, Tahran’ın kaynak akışını kesmeyi amaçlıyor. Bu durumun ülke içinde toplumsal huzursuzluğu tetikleyebileceği öngörülüyor.
  3. Psikolojik Baskı ve İletişim Kesintisi: Devlet medyasının yayın kapasitesinin vurulması ve siber saldırılarla iletişim ağlarının hedef alınması, yönetimin halk üzerindeki kontrolünü zayıflatmaya yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.

Bölgesel Etkiler ve Olası Senaryolar

Washington ve Tel Aviv’in bu hamlesi, Orta Doğu’da öngörülemez bir süreci de beraberinde getirdi. Operasyonun, İran’ın bölgedeki nüfuz alanları olan Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’deki vekil güçleri üzerinde nasıl bir etki yaratacağı henüz belirsizliğini koruyor. Ancak uzmanlar, Tahran’ın merkezdeki gücünü kaybetmesi durumunda, bu grupların daha otonom ve saldırgan hareket edebileceği uyarısında bulunuyor.

Diğer yandan, operasyonun süresi ve şiddeti, bölge ülkelerini de alarma geçirmiş durumda. Körfez ülkeleri, çatışmanın kendi sınırlarına sıçrama ihtimaline karşı teyakkuz halindeyken, enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar küresel ekonomiyi tehdit ediyor.

"Rejim Dönüşümü" Söylemi Masada

Diplomatik kulislerde, operasyonun "rejim değişikliği" hedefli olduğu yönündeki değerlendirmeler artık yüksek sesle dile getiriliyor. Saldırıların, İran içerisindeki muhalif grupları cesaretlendirmek ve rejim karşıtı bir ayaklanma için zemin hazırlamak amacı taşıdığı iddia ediliyor.

ABD ve İsrail yetkililerinden operasyonun nihai süresine dair resmi bir açıklama gelmezken, sahadaki yoğunluğun önümüzdeki günlerde artarak devam etmesi bekleniyor. Tahran yönetiminin bu varoluşsal tehdide nasıl bir yanıt vereceği ise sadece İran’ın değil, tüm bölgenin kaderini belirleyecek.