ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Washington’ın Tahran politikasını değerlendirirken, Başkan Donald Trump’ın İran’da bir rejim değişikliği yapma ya da devrik şahın oğlu Rıza Pehlevi’yi yönetime getirme gibi bir hedefinin bulunmadığını açıkladı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD ile İran arasında varılan yeni mutabakatın ardından Washington’ın Tahran politikasındaki hedeflerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Gazeteci Megyn Kelly’nin YouTube kanalında yayımlanan röportajına katılan Vance, Başkan Donald Trump’ın hiçbir zaman İran’ın devrik lideri Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi’yi ülkenin başına getirmeyi planlamadığını vurguladı.
Vance, Trump yönetiminin İran’da bir rejim değişikliği hedeflemediğinin altını çizdi. ABD Başkanı’nın bu yönde bir amacı olmadığını dile getiren Vance, İran halkının mevcut yönetime karşı olası bir başkaldırısının tamamen kendi inisiyatifinde olduğunu belirtti. "İran halkı ayaklanmak isterse bu harika bir durum olur ancak bu tamamen onların kendi meselesidir" diyen Vance, konunun İran halkı ile hükümeti arasında kalması gerektiğini ifade etti.
Washington’ın Tahran’a yönelik asıl önceliğinin nükleer programı durdurmak olduğunu hatırlatan Vance, bu hedefe diplomatik yollarla ya da gerekmesi durumunda askeri müdahaleyle ulaşılacağını kaydetti. ABD ile İran arasında şekillenen yeni uzlaşıyı "bölgesel bir barış anlaşması" olarak tanımlayan Vance; bu geniş çerçevenin sadece Tahran’ı değil, Körfez ülkelerini, İsrail’i ve Lübnan’ı da kapsadığını aktardı.
Anlaşmanın Orta Doğu için tarihi bir dönüşüm fırsatı sunduğunu savunan Vance, İran’ın yükümlülüklerine uyması halinde önemli kazanımlar elde edeceğini, aksi takdirde hiçbir ekonomik fayda sağlayamayacağını dile getirdi. Sürecin tarihi Marshall Planı ile kıyaslanmasını da değerlendiren Vance, "Marshall Planı büyük ölçüde Amerikan vergi mükelleflerinin bütçesiyle finanse edilmişti. Bu anlaşmada ise Amerikan vergi mükelleflerinin parası kullanılmıyor" diyerek aradaki farka dikkat çekti. Anlaşmanın temel unsurları arasında uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin sınırlandırılması ile uluslararası denetim mekanizmalarının etkin bir şekilde işletilmesi yer alıyor.
Öte yandan, iki ülke arasında diplomatik kulislerde yürütülen müzakerelerde kritik aşamaya gelindi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 15 Haziran’da yaptığı açıklamada, ABD ve İran’ın Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm çatışmaları sonlandıracak kapsamlı bir mutabakata vardığını duyurmuştu. Bu gelişmeyi doğrulayan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise resmi mutabakat zaptının 19 Haziran’da İsviçre’de imzalanacağını bildirdi.
Anlaşmaya dair değerlendirmede bulunan ABD Başkanı Donald Trump, barış mutabakatının tamamlandığını ve Hürmüz Boğazı’nın ulaşıma açılarak ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının derhal kaldırılacağını ilan etmişti. Ancak özellikle Lübnan’ı da içine alan bu mutabakat, İsrail cephesinde memnuniyetsizlikle karşılandı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, Lübnan’ın güneyinde işgal altında tuttukları bölgelerden çekilmeyeceklerini açıklayarak anlaşmanın bölgesel uygulama alanına karşı direnç göstereceklerinin sinyalini verdi.