6 Mart 2026 Cuma
Haber

Arabesk’in Evrimi: "Sadece Kendini Değil, Türk Popunu da Dönüştüren Bir Güç"

Müzisyen ve yazar Selçuk Küpçük, arabeskin "minibüs müziği" olarak başlayan yolculuğunun, bugün rap ve caz ile harmanlanabilen dinamik bir yapıya evrildiğini belirterek, bu türün sadece kendi sınırlarını değil, popüler müziği de dönüştürdüğüne dikkat çekti.

Paylaş:
Arabesk’in Evrimi: "Sadece Kendini Değil, Türk Popunu da Dönüştüren Bir Güç"

Müzisyen ve yazar Selçuk Küpçük, arabeskin "minibüs müziği" olarak başlayan yolculuğunun, bugün rap ve caz ile harmanlanabilen dinamik bir yapıya evrildiğini belirterek, bu türün sadece kendi sınırlarını değil, popüler müziği de dönüştürdüğüne dikkat çekti.

BUGÜNKÜ HABERLER / KÜLTÜR SANAT

Müzisyen, şair ve yazar Selçuk Küpçük, Türkiye’nin son yarım asrına damgasını vuran arabesk müziğin sosyolojik ve müzikal yolculuğunu değerlendirdi. Arabeskin sanılanın aksine içine kapalı ve statik bir tür olmadığını vurgulayan Küpçük, bu formun eklektik yapısı sayesinde dünya müziğine açık olduğunu ve Türk pop müziğini dahi dönüştürebilecek bir güce ulaştığını ifade etti.

Küpçük’e göre arabesk, sadece geçmişin acılarını taşıyan bir "baba" figürü müziği değil, aynı zamanda cazdan rap müziğe kadar uzanan geniş bir yelpazede kendini yeniden üretebilen dinamik bir yapı.

"Minibüs Müziği"nden Merkezle Uzlaşıya

Arabeskin serüvenini üç ana evreye ayıran Küpçük, 1950’lerden 1980’e uzanan ilk dönemi, türün hem kendi formunu inşa ettiği hem de sosyolojik tabanını oluşturduğu yıllar olarak tanımladı. Bu dönemin, Anadolu kırsalından büyük kentlerin çeperlerine göç eden kitlelerin hikayesi olduğunu belirten yazar, o yıllardaki "minibüs" metaforuna dikkat çekti:

"1980'lerde arabesk, 'minibüs müziği' olarak anılıyordu. Ümraniye ve Sultanbeyli gibi altyapısız semtlerden merkeze iş gücü taşıyan o minibüsler, sadece insanları değil, bir sosyolojik katmanın hikayesini de taşıyordu. O yarım saatlik yolculuklarda Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses dinleniyordu."

Burhan Bayar ve Sound’un Değişimi

Küpçük, 1980 sonrasındaki ikinci evrede ise teknik ve müzikal bir kırılma yaşandığını belirtti. Özellikle Turgut Özal döneminin neoliberal politikalarıyla Türkiye’ye giren yeni stüdyo teknolojilerinin arabeskin sound’unu değiştirdiğini vurgulayan yazar, bu dönemin kilit isminin besteci ve aranjör Burhan Bayar olduğunu söyledi.

Küpçük, bu dönemde göçün ikinci kuşağının ekonomik olarak güçlendiğini ve bu yükselişin İbrahim Tatlıses figürü üzerinden okunabileceğini ifade etti. Tatlıses’in sadece şarkıcı değil, ticari ve sinematografik bir aktör olarak sahneye çıkması, bu sosyolojik katmanın özgüvenini yansıtıyordu.

"Müslüm Gürses, Arabeskin Tamamlanan Öyküsüdür"

Arabeskin 2000’lerdeki üçüncü ve son evresini ise "merkezle çevrenin uzlaşısı" olarak nitelendiren Küpçük, bu sürecin en güçlü temsilcisinin Müslüm Gürses olduğunu dile getirdi. Gürses’in "Neredesin Firuze" filminde Bülent Ortaçgil’in "Sensiz Olmaz" şarkısını seslendirmesini, sosyolojik bir eşiğin aşılması olarak yorumlayan yazar, şunları kaydetti:

"O sahnede Gürses’in piyano akorları üzerine sigarasını yakışı büyük bir özgüven gösterisiydi. Bu, 'Biz artık merkeze geldik ve sizin şarkılarınızı da okuyabiliyoruz' demekti. Arabeskin kült eserlerinin rock grupları tarafından icra edilmesi de bu karşılaşmanın bir sonucudur. Bana göre arabesk, bu uzlaşı ile öyküsünü tamamlamıştır."

Yeni Dil: Rap ve Caz ile Harmanlanış

2000'lerden sonra arabeskin "yakınılacak bir mağduriyet öyküsünün" kalmadığını belirten Küpçük, yeni sosyolojinin dilinin rap müzik olduğunu ifade etti. Ancak arabeskin dinamizminin bitmediğini, aksine form değiştirerek yaşamaya devam ettiğini vurguladı.

Arabeskin eklektik yapısı gereği rap ve hatta caz ile iç içe geçebildiğini belirten Küpçük, "Arabesk sadece kendisini dönüştüren bir form değil, Türk pop müziğini bile dönüştürme gücünü içinde barındıran bir form" diyerek, Sezen Aksu ve Zerrin Özer gibi popüler isimlerin de bu dinamizme kayıtsız kalamadığını hatırlattı.

Almanya'daki Türkler İçin Kimlik Koruma Aracı

Küpçük ayrıca, Türkiye’de sol aydınlar tarafından yıllarca "yozlaşma" olarak görülen arabeskin, Almanya’daki gurbetçiler için tam tersi bir işlev gördüğüne dikkat çekti. Alman müzikolog Martin Greve’in tespitlerine atıfta bulunan Küpçük, Almanya’daki Türklerin milli kimliklerini korumak ve asimile olmamak için yıllarca arabeske sarıldıklarını, bu müziğin gurbette bir "kültürel sığınak" işlevi gördüğünü sözlerine ekledi.