Avusturya'da düzenlenen konferansta diplomatlara ve uluslararası ilişkilere dair değerlendirmelerde bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 2026 yılında Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'nin ittifak içindeki dayanışmayı perçinlemek için benzersiz bir fırsat sunacağını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Avusturya'da, Viyana Diplomasi Akademisi tarafından düzenlenen konferansta küresel güvenlik mimarisi, Avrupa Birliği politikaları ve bölgesel krizler üzerine kapsamlı açıklamalarda bulundu. Küresel cephelerde güç kullanımının giderek arttığına dikkat çeken Fidan, stratejik hedeflerden yoksun güç gösterilerinin dünyayı daha da istikrarsızlaştırdığını belirtti.
"Ankara Zirvesi Birliği Yeniden Tasdik Edecek" [1]
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Avrupa güvenlik mimarisinin günümüzde büyük bir baskı altında olduğunu ifade eden Fidan, Türkiye'nin 70 yılı aşkın süredir NATO müttefiki olarak taşıdığı kilit role dikkat çekti [1]. Bakan Fidan, 2026 yılında Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek zirveye atıfta bulunarak, "Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi, birliği yeniden tasdik etmek için tarihi bir fırsat olacak. Transatlantik bağları sürdürmek Türkiye için stratejik bir gerekliliktir" ifadelerini kullandı [1].
Daha kabiliyetli ve "Avrupalı" bir NATO'nun görüşmelerin merkezinde yer alacağını vurgulayan Fidan, Avrupa'nın yalnızca Avrupa Birliği'nden ibaret olmadığının altını çizdi [1]. AB'nin güvenlik ve savunma girişimlerinin, Birlik üyesi olmayan diğer müttefiklerle de koordinasyon içinde yürütülmesi gerektiğini belirten Dışişleri Bakanı, AB'nin ortak güvenlik ve dış politikasının "silah haline getirildiğine" tanık olduklarını söyleyerek Brüksel'in yaklaşımını eleştirdi [1].
Çatışmalar ve Türkiye'nin Arabuluculuk Rolü [1]
Konuşmasında bölgesel krizlere ve Türkiye'nin yürüttüğü diplomasiye geniş yer ayıran Fidan, Karadeniz'den Orta Doğu'ya kadar uzanan çatışma hatlarına değindi [1]. Ukrayna-Rusya savaşının beşinci yılına girmesinin normal kabul edilemeyeceğini söyleyen Fidan, savaşın sadece belli bir bölgeye hapsolmasının tehlikeli bir rehavet yarattığını belirtti[1]. Fidan, İstanbul'da tarafları daha önce dört kez bir araya getirdiklerini hatırlatarak, adil ve kalıcı bir barış sağlanana kadar Türkiye'nin müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu yineledi [1].
İsrail'in Gazze'deki operasyonları ile ABD ve İran arasındaki gerilimlerin yarattığı tahribata da değinen Fidan, çatışmaların enerji piyasalarını bozduğunu ve kitlesel göç tehdidini artırdığını vurguladı [1]. Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek olası bir kapanma riskinin, Körfez'i Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak "Kalkınma Yolu" gibi bağlantı projelerinin önemini bir kez daha gözler önüne serdiğini kaydetti [1].
AB Üyelik Sürecinde Karar Alma Mekanizmasına Eleştiri [1]
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım hedefinin sürdüğünü belirten Fidan, ancak Avrupa'da yükselen kimlik siyasetinin süreci tıkadığını ifade etti [1]. AB içindeki karar alma mekanizmalarını eleştiren Fidan, nüfusu küçük bir ülkenin bile veto yetkisiyle milyonlarca insanı ilgilendiren stratejik adımları engelleyebilmesinin yapısal bir sorun olduğunu söyledi [1]. Türkiye'nin Avrupa'yı daha geniş coğrafyalara açma ve kıtayı stratejik tehditlere karşı daha dirençli hale getirme potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Fidan, "Avrupa'da olanların bir parçası olmalıyız ki hep birlikte refah ve istikrar sağlayabilelim" diyerek sözlerini tamamladı [1].