Lübnan'ın güneyinde bir İsrail askerinin Hazreti İsa heykeline baltayla saldırmasının ardından gelen resmi özür, bölgedeki Hristiyan din adamları tarafından yetersiz bulundu. Rum Ortodoks Piskoposu Elias Kfoury, olayın münferit bir durum olmadığını vurgulayarak, uluslararası toplumu kutsal mekanların korunması için adım atmaya çağırdı.
Lübnan'ın güney sınırına yakın Deyr Seryan beldesinde, bir İsrail askerinin Hazreti İsa'yı simgeleyen bir heykeli baltayla parçaladığı görüntülerin ortaya çıkması, bölgede büyük bir infiale neden oldu. Olayın sosyal medyada yayılmasının ve geniş çaplı tepki çekmesinin ardından İsrail ordusu görüntülerin gerçekliğini kabul ederek bir soruşturma başlattığını duyurmuştu. Ancak Lübnanlı Hristiyan din adamları, bu adımın yaşanan tahribatı ve geçmişteki eylemleri telafi etmekten uzak olduğunu belirtiyor.
Sur, Sayda ve çevre bölgelerden sorumlu Rum Ortodoks Piskoposu Elias Kfoury, İsrail'in yayınladığı özrün, ordunun uzun süredir devam eden ihlal geçmişinin üzerini örtemeyeceğini ifade etti. Kfoury, İsrail ordusunun dini mekanları hedef alan eylemlerinin kendileri için şaşırtıcı olmadığını belirterek, "İsrail'in İsa heykelinin parçalanması olayıyla ilgili dilediği özür, yaptığı ihlallerin gerçekliğinden hiçbir şeyi değiştirmiyor" ifadelerini kullandı.
Piskopos Kfoury, geçmişte yaşanan benzer olaylara da dikkat çekti. İki yıl önce Deyr Mimas köyündeki bir Ortodoks kilisesine giren İsrail askerlerinin, ibadethaneyi tahrip etmenin ötesine geçerek Hristiyan ritüelleriyle alay ettiklerini hatırlatan Kfoury, bu tür eylemlerin İsrail ordusunun kutsal değerlere yönelik saygısızlığının bir zinciri olduğunu vurguladı.
İsrail ordusunun resmi tanımı olan "savunma gücü" kavramını eleştiren Lübnanlı piskopos, "İsrail bir savunma ordusu değil, bir saldırı ordusudur. Ne insana, ne taşa, ne kutsala ne de onura değer veriyorlar. Bu yüzden yaptıkları artık bizi şaşırtmıyor" şeklinde konuştu.
Kfoury, yaşananları sadece Hristiyanlara yönelik bir saldırı olarak değil, farklı inançlardan tüm sivillerin paylaştığı ortak bir acı olarak nitelendirdi. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin ihlal edildiğine ve İsrail'in ne ilahi ne de uluslararası hukuka saygı duyduğuna işaret eden Piskopos, uluslararası insan hakları kuruluşlarının Lübnanlı siviller söz konusu olduğunda sessiz kalmasını da sert bir dille eleştirdi.
Kutsal mekanların ve sivillerin korunması için uluslararası hukukun işletilmesi gerektiğini vurgulayan Kfoury, İsrail'i destekleyen ülkelere, insan onuruna saygı gösterilmesi yönünde somut ve gerçek bir baskı uygulamaları çağrısında bulundu. Soruşturmanın sonuçları ve İsrail'in benzer olayların önüne geçmek için ne gibi adımlar atacağı ise belirsizliğini koruyor.