28 Nisan 2026 Salı
Haber

Kaygı Bozukluğu Tedavisinde Uzman Uyarısı: İlaçtan Önce Yaşam Tarzı Değişikliğine Odaklanın

Türk Psikofarmakoloji Derneği (TAP) Başkanı Prof. Dr. Kemal Sayar, modern çağın en yaygın psikiyatrik sorunlarından biri olan kaygı bozukluğuyla mücadelede, ilaç tedavisinden önce yaşam tarzı değişikliklerinin ve stres yönetiminin öncelikli olması gerektiğini belirtti.

Paylaş:
Kaygı Bozukluğu Tedavisinde Uzman Uyarısı: İlaçtan Önce Yaşam Tarzı Değişikliğine Odaklanın

Türk Psikofarmakoloji Derneği (TAP) Başkanı Prof. Dr. Kemal Sayar, modern çağın en yaygın psikiyatrik sorunlarından biri olan kaygı bozukluğuyla mücadelede, ilaç tedavisinden önce yaşam tarzı değişikliklerinin ve stres yönetiminin öncelikli olması gerektiğini belirtti.

Türk Psikofarmakoloji Derneği (TAP) Başkanı Prof. Dr. Kemal Sayar, toplumda giderek artan kaygı bozukluğu (anksiyete) vakalarının tedavi yaklaşımlarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Bireylerin kontrol edemeyecekleri durumlar karşısında yoğun kaygı üretmesinin psikolojik sağlığı olumsuz etkilediğine dikkat çeken Sayar, çözümü doğrudan farmakolojik müdahalelerde aramak yerine günlük yaşam alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

İnsanların kendisini aşan ve bireysel çabayla çözülemeyecek makro düzeydeki sorunlar için aşırı endişe duymasının ruhsal tükenmişliğe yol açtığını belirten Sayar, kişinin kendi etki alanındaki konulara odaklanmasının önemini vurguladı. Uzmanlara göre, kaygı bozukluğunun hafif ve orta şiddetli seyrettiği durumlarda, ilaç kullanımına yönelmeden önce uyku düzeninin sağlanması, fiziksel aktivitenin artırılması ve sağlıklı beslenme gibi temel yaşam tarzı değişikliklerinin hayata geçirilmesi gerekiyor.

Psikiyatrik tedavilerde ilaçların klinik olarak vazgeçilmez bir yeri olduğunu, ancak her kaygı durumunda ilk seçenek olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten hekimler, stresle başa çıkma mekanizmalarının güçlendirilmesine odaklanıyor. Düzenli egzersiz, sosyal ilişkilerin canlı tutulması, zihinsel dinlenme aralıklarının oluşturulması ve ekran süresinin sınırlandırılması gibi adımların, beyindeki stres yanıtını dengeleyerek kaygı seviyelerini doğal yollarla düşürdüğü biliniyor.

Kişinin kendi sınırlarını kabullenmesinin ve çözemeyeceği sorunları zihninde sürekli büyütmekten kaçınmasının tedavi sürecindeki en kritik psikolojik adımlardan biri olduğuna dikkat çekiliyor. Uzmanlar, kişinin günlük yaşam işlevselliğini tamamen bozan, bedensel belirtilerle seyreden ve yaşam tarzı değişikliklerine rağmen uzun süre kontrol altına alınamayan ağır kaygı bozukluklarında ise mutlaka bir psikiyatri hekimi kontrolünde tıbbi destek alınması gerektiğinin altını çiziyor.