İran'ın kapatma tehdidi ve artan saldırı riski sonrası Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiği durma noktasına geldi. Nakliye devleri rotalarını Afrika'nın güney ucuna çevirirken, Ümit Burnu'ndaki trafik yoğunluğu son yılların zirvesine tırmanıyor.
BUGÜNKÜ HABERLER / DIŞ HABERLER SERVİSİ
Orta Doğu'da tırmanan gerilim, küresel deniz ticaretinin ana damarlarından birini tıkadı. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun Hürmüz Boğazı'nı geçişlere kapattığını duyurması ve bölgeden geçmeye çalışan gemilerin hedef alınacağı tehdidi, denizcilik sektöründe şok etkisi yarattı. Bölgedeki güvenlik riskinin "kritik" seviyeye yükseltilmesiyle birlikte, dünyanın en önemli enerji koridorunda sessizlik hakim olurken, binlerce kilometre güneydeki Ümit Burnu'nda trafik yoğunluğu hızla artıyor.
Hürmüz'de Trafik Yüzde 90 Eridi
Denizcilik veri analiz şirketi Windward'ın sağladığı gerçek zamanlı verilere göre, Hürmüz Boğazı'ndaki ticari hareketlilik bıçak gibi kesildi. Normal şartlarda günde ortalama 138 geminin geçiş yaptığı boğazda, tehditlerin ardından günlük geçiş sayısı tek hanelere düştü. 2 Mart tarihinde boğazdan sadece 7 gemi geçiş yaparken, bu sayı 3 Mart'ta 4'e kadar geriledi. Bu rakamlar, son bir haftalık ortalamaya kıyasla yüzde 90'lık bir düşüşe işaret ediyor.
Benzer bir tablo enerji taşımacılığında da görülüyor. MarineTraffic verileri, bölgedeki petrol tankeri trafiğinin de saldırı tehditleri öncesine kıyasla yüzde 90 oranında azaldığını ortaya koydu.
Sigorta Şirketleri Desteğini Çekti
Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO), boğazdaki güvenlik riskini en üst seviye olan "kritik" olarak güncelledi. Bu kararın hemen ardından uluslararası sigorta şirketleri, bölgede seyredecek gemiler için savaş riski poliçelerini iptal etmeye başladı. Sigorta güvencesinin ortadan kalkması, armatörlerin bölgeyi terk etmesindeki en belirleyici faktörlerden biri oldu.
Dünyanın önde gelen konteyner hatları, mürettebat ve gemi güvenliğini gerekçe göstererek Hürmüz geçişlerini süresiz olarak askıya aldı.
Ümit Burnu'nda Yoğunluk Artıyor
Kızıldeniz'deki Husi saldırıları nedeniyle halihazırda alternatif rota arayışında olan denizcilik sektörü, Hürmüz krizinin de eklenmesiyle rotayı tamamen Afrika'nın güneyine kırdı.
Hapag-Lloyd, CMA CGM ve Maersk gibi sektör devleri, operasyonlarını Ümit Burnu üzerinden sürdüreceklerini açıkladı. Danimarkalı lojistik devi Maersk, Orta Doğu ve Hindistan çıkışlı olup Akdeniz veya ABD'nin doğu kıyısına gidecek tüm seferlerin Afrika kıtasını dolaşacağını duyurdu.
Bu stratejik yönelim verilere de yansıdı. Windward analizlerine göre, Ümit Burnu'ndaki transit gemi geçişleri sadece 24 saat içinde yüzde 112 artış göstererek 87'ye ulaştı. Takip eden günlerde artış trendi devam etti ve günlük geçiş sayısı 94'e yükseldi. Bu rakamlar, bölgedeki olağan trafiğin yüzde 35 üzerinde seyrediyor.
Enerji Piyasalarında Tedarik Endişesi
Hürmüz Boğazı'nın kapanması, sadece lojistik değil, enerji arz güvenliği açısından da alarm zillerinin çalmasına neden oluyor. Küresel petrol tedarikinin beşte birinin, LNG ihracatının ise yüzde 20'sinin sağlandığı bu darboğazın tıkanması, özellikle Asya pazarlarını tehdit ediyor.
S&P Global Energy verilerine göre, boğazdan geçen günlük 15 milyon varil ham petrolün en büyük alıcısı Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore. Suudi Arabistan, Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi dev üreticilerin ihracat rotasının tıkanması, alternatif liman arayışlarını hızlandırdı. Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı'nda yüklemelerin son altı ayın ortalamasının üç katına çıkarak günlük 2,44 milyon varile ulaştığı belirtiliyor.
Öte yandan Irak Petrol Bakanlığı, tankerlerin körfeze girememesi ve depolama kapasitesinin dolması nedeniyle Basra'daki bazı sahalarda üretimi durdurma kararı aldı.
Maliyetler ve Süreler Artıyor
Sektör uzmanları, Ümit Burnu rotasının kalıcı bir çözüm olmaktan ziyade zorunlu bir kaçış yolu olduğunu vurguluyor. Gemilerin Afrika kıtasını dolaşması, teslimat sürelerini ortalama 10 ila 20 gün uzatırken, yakıt ve işletme maliyetlerinde de ciddi artışlara neden oluyor. Bu durumun, önümüzdeki dönemde küresel tedarik zincirinde yeni bir enflasyonist baskı yaratabileceği öngörülüyor.