6 Mart 2026 Cuma
Haber

Moskova ve Pekin Neden Sessiz? İran'ın "Doğu Bloğu" Beklentisi ve Gerçekler

Rusya ve Çin'in İran ile ilişkileri, Batı'nın İsrail ile kurduğu sarsılmaz ittifak modelinden çok uzak. NATO benzeri bir güvenlik şemsiyesinden yoksun olan Tahran için "süper güçler tarafından kurtarılma" senaryosu, sahadaki jeopolitik gerçeklerle örtüşmüyor.

Paylaş:
Moskova ve Pekin Neden Sessiz? İran'ın "Doğu Bloğu" Beklentisi ve Gerçekler

Rusya ve Çin'in İran ile ilişkileri, Batı'nın İsrail ile kurduğu sarsılmaz ittifak modelinden çok uzak. NATO benzeri bir güvenlik şemsiyesinden yoksun olan Tahran için "süper güçler tarafından kurtarılma" senaryosu, sahadaki jeopolitik gerçeklerle örtüşmüyor.

BUGÜNKÜ HABERLER / DIŞ HABERLER SERVİSİ

Orta Doğu’da gerilim tırmanırken gözler küresel güç dengesinin doğu kanadına, Rusya ve Çin’e çevrilmiş durumda. İran’ın ABD ve İsrail ile yaşadığı askeri ve siyasi gerilimlerde Moskova ve Pekin’in sergilediği "sessiz" ya da "mesafeli" tutum, Tahran’ın bu başkentlerle kurduğu ilişkinin niteliğini yeniden tartışmaya açtı. Diplomatik kaynaklar ve bölge uzmanlarına göre, İran’ın Rusya ve Çin ile olan ilişkilerini İsrail-ABD arasındaki "istisnai" bağ ile kıyaslamak büyük bir yanılgı.

Stratejik Ortaklık mı, Dönemsel İşbirliği mi?

İran’ın 1979 devrimi sonrası Batı ile kopan bağları, özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya ile yeni bir zemine oturdu. 1990'larda Rusya’daki ekonomik krizden faydalanan Tahran, Rus bilim insanlarını ülkeye davet ederek nükleer ve balistik füze programlarına ivme kazandırdı. Ancak Vladimir Putin döneminde Rusya’nın toparlanması ve küresel enerji piyasalarındaki rolü, ilişkilerin seyrini değiştirdi.

Moskova, Tahran ile ilişkilerini belirli bir seviyede tutarken, stratejik bir askeri ittifaktan özenle kaçındı. Bu mesafenin arkasındaki en kritik faktörlerden biri ise İsrail. Rusya’daki etkili Yahudi lobisi ve İsrail’de yaşayan yaklaşık 2 milyon Rus kökenli nüfus, Kremlin’in Orta Doğu politikasında hassas bir denge unsuru oluşturuyor.

Geçmişte Rusya’nın Birleşmiş Milletler yaptırımlarına uyması, Buşehr Nükleer Santrali’nin inşasını yirmi yıla yakın sürüncemede bırakması ve S-300 hava savunma sistemlerinin teslimatını on yıl ertelemesi, Moskova’nın "önce kendi çıkarları" prensibini doğruluyor. Cezayir’e satılan gelişmiş savaş uçaklarının İran’a verilmemesi de bu politikanın somut bir örneği olarak öne çıkıyor.

Çin'in "Ticaret Odaklı" Diplomasisi

Pekin cephesinde de durum farklı değil. Çin ile İran arasındaki ilişkiler, ortak bir "Amerikan karşıtlığı" söylemi üzerinden şekillense de, Çin’in küresel ekonomik entegrasyonu bu ilişkinin sınırlarını çiziyor. Çin, uzun yıllar boyunca İran ile ilişkilerini sembolik düzeyde tuttu ve Batı dünyasıyla olan devasa ticaret hacmini riske atmaktan kaçındı.

Son yıllarda İran’ın en büyük ticaret ortağı haline gelen ve Suudi Arabistan ile İran arasında arabuluculuk yaparak diplomatik profilini yükselten Pekin, buna rağmen Tahran’ın ideolojik dış politikasını açıkça desteklemekten imtina ediyor. 25 yıllık stratejik işbirliği anlaşmaları imzalanmış olsa da, bu metinler somut bir güvenlik garantisi veya askeri savunma taahhüdü içermiyor.

NATO Benzeri Bir Blok Yok

Analistler, İran’ın BRICS üyeliği ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) katılımlarının, Batı tarzı bir "kolektif savunma" mekanizması (NATO’nun 5. maddesi gibi) yaratmadığına dikkat çekiyor. Rusya ve Çin’in İran ile yaptığı askeri tatbikatlar ve liman ziyaretleri, diplomatik jestlerin ötesine geçerek operasyonel bir savaş ortaklığına dönüşmüş değil.

Mevcut tabloda, ne Rusya’nın ne de Çin’in olası bir geniş çaplı çatışmada İran’ı "kurtarmak" için doğrudan askeri müdahalede bulunması beklenmiyor. Üç ülkenin yetkilileri de bugüne kadar böyle bir taahhütte bulunmuş değil.

Savaşın Uzaması Senaryosu

Bununla birlikte, jeopolitik rekabetin kızışması farklı işbirliği kapılarını aralayabilir. Uzmanlar, Rusya-Ukrayna savaşında İran’ın Moskova’ya sağladığı kamikaze İHA desteği ve Çin’in çift kullanımlı teknoloji transferleri göz önüne alındığında, dolaylı desteğin artabileceğini belirtiyor.

Özellikle Çin’in gelişmiş uydu navigasyon sistemleri ve elektronik istihbarat kapasitesinin İran ile paylaşılması, Tahran’ın füze kabiliyetini artırabilir. Ancak bu destek, İran’ı korumaktan ziyade, ABD ve müttefiklerini daha geniş bir alanda meşgul ederek Rusya ve Çin üzerindeki baskıyı hafifletme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.