ABD-İsrail-İran hattındaki sıcak çatışmalar ve Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanma riski, küresel ticaretin rotasını değiştirdi. Kuzey ve Güney koridorlarının devre dışı kalmasıyla, Türkiye merkezli Orta Koridor ve Kalkınma Yolu projesi, Asya-Avrupa hattındaki en stratejik ve güvenli çıkış yolu haline geldi.
ANKARA — Rusya-Ukrayna savaşının kuzeydeki ticaret hatlarını tıkamasının ardından, güneyde patlak veren yeni çatışmalar küresel lojistik haritasını bir kez daha sarsıyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan sıcak çatışma süreci ve Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski, uluslararası ticarette “güvenli güzergah” arayışını zirveye taşıdı. Bu kaos ortamında, Türkiye’nin merkezinde yer aldığı Orta Koridor ve inşası süren Kalkınma Yolu, Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin tek işleyen alternatifi olarak öne çıkıyor.
Koridorlar Savaşı ve Türkiye'nin Konumu
Küresel ticaretin can damarları olan geleneksel rotalar, art arda gelen jeopolitik krizlerle işlevsizleşti. Kuzey Koridoru, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle uluslararası nakliyeciler tarafından "yüksek riskli" ilan edilerek büyük ölçüde terk edildi. Gözlerin çevrildiği Güney Koridoru ise İsrail’in bölge ülkelerine yönelik genişleyen saldırıları, Umman Denizi ve Basra Körfezi’ndeki istikrarsızlık ve son olarak İran eksenli çatışmalar nedeniyle güvenilirliğini yitirdi.
Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin tehlikeye girmesi ve Orta Doğu hava sahasındaki uçuş kısıtlamaları, lojistik maliyetlerini yukarı çekerken tedarik zincirlerinde ciddi kırılmalara yol açıyor. Bu noktada, Çin’den başlayıp Hazar Denizi üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya uzanan Orta Koridor, en istikrarlı ve hızlı seçenek olarak masada duruyor.
Orta Koridor: 15 Günde Avrupa'ya Erişim
Ticaret uzmanları, mevcut krizlerin Orta Koridor'un stratejik değerini "zorunlu bir tercih"ten "vazgeçilmez bir ana güzergah"a dönüştürdüğünü belirtiyor. Çin ile Avrupa arasındaki teslimat süresini 15 güne kadar indiren bu hat, Türkiye’yi doğrudan 21 ülkeye bağlayan bir ticaret omurgası işlevi görüyor.
Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Aksoy, Orta Koridor’un rakiplerine göre yaklaşık 2 bin kilometre daha kısa bir mesafe sunduğunu vurguluyor. Aksoy’a göre bu durum sadece zaman değil, yakıt ve lojistik maliyetlerinde de ciddi tasarruf sağlıyor. İran’ın Hürmüz Boğazı kartını oynamasıyla Güney Koridoru’nun tıkanması, Türkiye üzerinden geçen hattın önemini diplomatik ve ekonomik olarak perçinlemiş durumda.
Kalkınma Yolu: Geleceğin Lojistik Hattı
Öte yandan, Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ortak girişimi olan Kalkınma Yolu Projesi de bölgesel krizlerden pozitif ayrışan bir diğer girişim olarak dikkat çekiyor. Irak’ın Büyük Fav Limanı’ndan başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanacak olan bu demir ve kara yolu projesi, deniz yollarındaki ablukalara karşı karasal bir "bypass" hattı oluşturmayı hedefliyor.
Uzmanlar, Kalkınma Yolu’nun tamamlanmasıyla birlikte Türkiye'nin sadece bir transit ülke olmaktan çıkıp, küresel ticaretin lojistik ve enerji dağıtım merkezine dönüşeceğini öngörüyor.
"Jeoekonomik Bir Güç Unsuru"
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nden Doç. Dr. Resul Yalçın, yaşananların sadece bir lojistik krizi olmadığını, aynı zamanda jeoekonomik bir yeniden yapılanma süreci olduğunu ifade ediyor. Deniz yollarına ve stratejik boğazlara olan aşırı bağımlılığın sistemik riskler doğurduğunu belirten Yalçın, Türkiye merkezli kara ve demir yolu ağlarının, küresel sistemin şoklara karşı direncini artıran hayati araçlara dönüştüğünü vurguluyor.
Bölgedeki çatışmaların ne kadar süreceği belirsizliğini korurken, kesin olan tek şey ticaretin akmak zorunda olduğu gerçeği. Mevcut tablo, bu akışın en güvenli yatağının Türkiye coğrafyası olduğunu her geçen gün daha net bir şekilde ortaya koyuyor.