Arabesk kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan araştırmacı yazar ve mühendis Serkan Aydın, tekstil atölyelerindeki gözlemlerini aktardı: "Dönemler değişse de bu coğrafyada acının hissedilme biçimi değişmedi. Sabahın erken saatlerinden akşama kadar fabrikalarda hâlâ Müslüm Gürses yankılanıyor."
Türkiye'de müzik sosyolojisi ve özellikle arabesk kültürü üzerine derinlemesine araştırmalar yürüten yazar Serkan Aydın, toplumsal değişimlere rağmen arabesk müziğin alt kültürdeki etkisinin azalmadığını, aksine form değiştirerek veya klasikleşerek varlığını sürdürdüğünü ortaya koydu. Aydın, bir mühendis olarak bizzat bulunduğu tekstil fabrikalarındaki gözlemlerine dayanarak, işçi sınıfının ve dar gelirli kesimin duygusal sığınağının hâlâ "Müslüm Baba" olduğunu belirtti.
"Gettolarda Acı Hâlâ Taze"
Arabesk müziğin köken itibarıyla bir alt kültür ürünü olduğunu ve toplumun kenara itilmiş kesimlerinde karşılık bulduğunu vurgulayan Aydın, bu damarın 2026 yılında dahi canlılığını koruduğunu ifade etti. Aydın, "Bugün de toplumsal olarak gettolarda, kenar mahallelerde ciddi bir arabesk dinleyicisi kitlesi mevcut. Çünkü oralarda acılar hâlâ yaşanıyor. Bizim bu acılarla temas kurmuyor olmamız veya temas alanımızın daralması, o acıların ve bu müziğin yok olduğu anlamına gelmemeli" değerlendirmesindebulundu.
Tezgah Başında Değişmeyen Ritüel
Mühendis kimliğiyle sanayi bölgelerinde ve tekstil atölyelerinde sıkça bulunduğunu belirten Aydın, sahadaki akustik atmosferi şu sözlerle anlattı:
"Mühendis olarak gittiğim fabrikalarda, özellikle tekstil atölyelerinde sabahtan akşama kadar Müslüm Gürses dinlendiğine şahit oluyorum. Yıl 2026 ama karşımızda hâlâ diri, yaşayan bir arabesk gerçeği var. Neticede dönem değişse, teknoloji ilerlese de bizim ülkemizin insanının acıyı hissetme boyutunda çok büyük bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum."
Arabesk Üretimi 'Merdiven Altı'na İndi
2000'li yıllardan sonra arabesk müziğin ana akımdan çekilip daha yerel ve "merdiven altı" olarak tabir edilen bir üretim modeline geçtiğine dikkat çeken Aydın, bu dönemi "taşra arabeski" olarak nitelendirdi. Adana, Ankara ve Şanlıurfa gibi illerin ücra mahallelerinde üretimin sürdüğünü belirten yazar, "Bu üretimler bazen milyonlarca kişiye ulaşıyor ancak ana akım medyada çok görünmüyor. Klasikler yerini korurken, yeni nesil üretimler de kendi dinleyicisini buluyor" dedi.
Rap Müzikle Yeni Bir Yol
Arabeskin sadece geçmişte kalan bir nostalji olmadığını, günümüz müzik türleriyle de etkileşime girdiğini belirten Aydın, özellikle Rap müziğin arabeskin yeni bir taşıyıcısı olabileceğine işaret etti. Aydın, arabeskin bittiği veya köreldiği iddialarına karşı çıkarak, "Arabesk, Rap kolunu da bünyesine ekleyerek form değiştiriyor ancak isyan ve duygu yoğunluğu aynı kalıyor" ifadelerini kullandı.
Kayıt Altına Alınamayan Bir Tarih
Arabesk müziğin sadece Müslüm Gürses, Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur gibi "baba" figürler üzerinden okunmasının eksik bir yaklaşım olduğunu savunan Aydın, bu müziğin mutfağındaki isimlerin hak ettiği değeri görmediğini vurguladı. Özellikle Özer Şenay, Yavuz Taner ve Burhan Bayar gibi bestekar ve yönetmenlerin, arabeskin asıl mimarları olduğunu belirten Aydın, bu alandaki akademik ve biyografik çalışmaların yetersizliğine dikkat çekti. Aydın, hazırladığı "Arabesk Antolojisi" ile bu boşluğu doldurmayı ve yaklaşık 400 ismin hikayesini kayıt altına almayı hedeflediğini sözlerine ekledi.